Title

body
 
SALİH CENGİZ TOPEL :: My Profile (1326 views)

What is SALİH CENGİZ TOPEL doing now?

--"Türkiye bir maymun degildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlasacak, ne de Batililasacaktir; o sadece özlesecektir." Atatürk
25 days ago  ·  Reply »
http://tekbicak.hi5.com - Send it to your friends

Sex

Male

Birthday

January 1

Location

TÜRKÜN YAŞADIĞI HERYER, Turkey

About Me

Biz ne işbirlikçi yobazlığın kirlettiği sağcılık,
ne de vatansız komünistlerin kirlettiği solculuk tanımlamasının içine girmeyiz.
Biz Türkçüyüz, sağ veya sol değil dışarıdan gelen hiçbir fikre tenezzül etmeyecek kadar şuurlu olduğuna inandığımız
Türk milletinin tek gerçek merkezindeyiz.
Doğrudan doğruya TÜRK MİLLİYETÇİSİYİZ

Interests

Favorite TV Shows

.
 
 

Journal

View All 233 Entries    Add Comment


Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

 

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

Super Friends

View   

Loading application...

Hotameter

View   

Loading application...

!Kiss

View   

Loading application...
 

Comments

View All Entries

Leave a comment for SALİH CENGİZ TOPEL {1}

Oct 12, 2008 5:52 PM
 
Biz de Musul’u konuşuruz!
Efsane komutan, AKP ve ABD'yi topa tuttu. Kürt liderlere ilginç göndermelerde bulundu

Efsane komutan olarak adlandırılan Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, Amerika Birleşik Devletleri’nin PKK’yı hem bize hem Suriye ve İran’a karşı kullanmak için yok olmasına izin vermediğini söyledi.

Star TV’de Ruhat Mengi’nin sunduğu ’Her Açıdan’ programına konuk olan Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı, Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, PKK’nın son saldırıları üzerine hükümete ve Amerika Birleşik Devletleri’ne yönelik sert ifadelerde bulundu.

ABD, PKK’NIN YOK OLMASINI İSTEMİYOR

Amerika Birleşik Devletleri’nin istemesi durumunda PKK’nın hayat bulamayacağını ifade eden Osman Pamukoğlu, müttefikimiz olarak gözüken ABD’nin PKK’yı kendi amaçlarında kullanmak için hazırladığını ifade etti.

Pamukoğlu, "Amerika şu anda görünen şekliyle bu profesyonel silahlı eşkiya örgütünden de istifade etmek istiyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nin içerisinde bunu hem bize karşı belli ölçülerde ve kontrollü, hem de Suriye’ye karşı, İran’a karşı kullanmak üzere hazırlıyor. Fesh edilmesine, yok edilmesine, söndürülmesine taraftar değil" şeklinde konuştu.

ABD’nin onay vermesi durumunda ve Kuzey’deki Kürtlerin karışmaması halinde Türkiye’nin PKK sorununu bitirebileceğini anlatan Osman Pamukoğlu, "Çözüm şu başı dik devlet ve bağımsız bir hükümetle, ulusal bir hükümetle çözersiniz. Bana göre Amerika’nın yaptığı hata şu Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi sahip olduğu coğrafya, üzerindeki nüfus bunu oradaki gelişi güzel, derme çatma Kürt devletlerine tercih etme gibi bir lüksü yoktur. Bunu anlayacak. Bu tarz ve üslupla ilgilidir" dedi.

HALKI UYUTUYORLAR

Hükümetlerin ABD desteğine ihtiyaç duyma durumuna değinen Pamukoğlu, AK Parti hükümetine de gönderme niteliği de taşıyan şu sözleri sarf etti:

"Onun desteği olmadan ben hükümette duramam. O olmadan ekonomi batar. O olmadan dış siyasetimi düzenleyemiyorum falan derseniz böyle bir hükümetle ülkenizi yönetmeye kalkarsanız ne Aktütün biter, ne Diyarbakır biter, ne de bundan sonra gelecek olanlar biter. Bunların hepsi tali şeylerdir, geçici şeylerdir. Bunu yapanlar, yönetimdekiler kendilerini avutuyor. Halkı da uyutuyorlar."

NEYİ, KİMİ BEKLİYORSUNUZ?

İstihbaratın önemine işaret eden Osman Pamukoğlu, PKK’nın her 4 yılda bir yaptığı kongrelerden 10.’sunun bu yaz gerçekleştiğini vurgulayarak, şunları anlattı:

"10. kongre nedir, ne değildir. Bunun kararları öğrenilseydi. Bu söylediğim çok önemli, en kıymetlisi. Siz devlet olarak veya müttefikiniz olarak, istihbarat örgütlenmesi olarak bu kararı alacaktınız. Karar çok net ve kesin 10. kongrede alınan karar şu: Eylemleri kırsalda ve şehirlerde artırın. Arttı... Bir şey daha var. Siz 10. kongrede, 4 yılda bir yapılan bu kongrede oraya toplanmış yüzlerce kişi, artık resimleri var, fotoğraflar var. Salonu gösteriyor, kitle halinde. Öndekiler belli kimler oturduğu. Hepimizin bildiği adamlar. Bu kadar salon, yurtiçinden yurtdışından gelmiş, oraya toplanmış. Neyi bekliyorsunuz? Kimi bekliyorsunuz? Neden hareket etmiyorsunuz?"

BİZ DE MUSUL’U KONUŞURUZ

1915’te yaşananların konuşulduğuna işaret eden Pamukoğlu, Türkiye’nin 1925’leri konuşabileceğini vurgulayarak şu ifadede bulundu: "Biz de Musul’u konuşuruz. Talabani, Barzani çok kenarda kalır."

ULUS DEVLET HAZİNESİ VE ORDUSUYLA VARDIR

Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu’nun Aktütün saldırısı sonrasında golf oynaması ile ilgili medyada çıkan haberlerin TSK’yı yıpratmak olmadığını ifade eden Osman Pamukoğlu, "Golf meselesi günlerdir medyada. Bunun mazeret ve bahanesi olamaz" dedi.

Asker ve sivil bürokratların da hata yapabileceğinin altını çizen Osman Pamukoğlu, Ordu’nun işe yaramaz hale getirilmesi için bir dizi çalışmanın yapıldığı inancında olduğunu belirtti:

"Biz ulus devletiz. Bir devlet iki şeyle vardır. Bir hazinesiyle, iki ordusuyla. Hazinesinin hali belli, yeni adıyla ekonomi. İkincisi ordudur. Ordu’yu da hedef alacaksınız ve işe yaramaz hale getirmek için bir program yürüteceksiniz, bu program yürütülüyor."

Televizyon Gazetesi
 
Oct 11, 2008 9:14 AM
 
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım

ATİLLA İLHANI RAHMETLE ANIYORU SEVGİLER SALİH CENGİZ TOPEL TURAN TÜRK
 
Oct 11, 2008 6:11 AM
 
BAŞKA BAYRAK OLMAZ
Ay Yıldız gibi kutsal, başka bir bayrak olmaz
Türk şehidin sarmaya, başka bir toprak olmaz
Türk annesi kucaklar, başka bir kucak olmaz
Ay Yıldız gibi kutsal, başka bir bayrak olmaz
Türkiye gibi vatan, başka bir toprak olmaz
• • •
Al bayrağa kan vermek, Atatürk’ü dinleyin
Yiğit olan hiç korkmaz, yeter bönce inleyin
Türklükçün şehit olmak, Türk ordum senleyim
Ay Yıldız gibi kutsal, başka bir bayrak olmaz
Türkiye gibi vatan, başka bir toprak olmaz
• • •
Şehidin tek arzusu, vatanda Türk görünsün
Mezarımın üstüne, ay yıldızım örtülsün
Kanımızı Türklükle, gönül Türk’le kavrulsun
Ay Yıldız gibi kutsal, başka bir bayrak olmaz
Türkiye gibi vatan, başka bir toprak olmaz
SADUN KÖPRÜLÜ /KERKÜK
 
Oct 11, 2008 3:52 AM
 
BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.




Attila İLHAN
 
Oct 10, 2008 8:14 PM
merve says:
 
80' ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve
saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı.

Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu
susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.

O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir
karga kondu.

Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğ
lum?'

Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.'

Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?'

Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'...

Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını
yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu.

Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?'



Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu
soruyorsun. Beni işitmiyor musun?'

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini
yükseltti:

'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne oldu»unu soruyorsun,
sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı
deniyorsun?'

Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve
elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını
karıştırdı ve aradığını buldu.

Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna
uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.

'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımı
zdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğ
unu sordu.

23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim.
Rahatsız olmak mı? Hayır ! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle
doldurdu.'


'Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı
kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına
ulaşırsa, sakın onlara ' öf ' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve
güzel söz söyle.' ( isra, 23
 
Oct 10, 2008 3:57 PM
 
ALLAH'TAN ŞEHİTLERİMİZE RAHMET YAKINLARINA SABIR YARALIARIMIZA ACİL ŞİFALAR VATANIMIZA TEZ VAKİTTE HUZUR DİLİYORUM BU ÜLKE ÇOK FELAKETER GÖRDÜ FAKAT AKP ÜLKE AŞINA GELMİŞ EN BÜYÜK FELAKETTİR ATAM GENÇLİĞE HİTABEDE BELİRTTİĞİ GİBİ iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. İKTİDARA GELENLER AYNEN KENDİ ÇIKARLARI İÇİN GAFLETE DÜŞMÜŞTÜR
 
Oct 7, 2008 4:54 AM
 
Image Hosted by ImageShack.us
 
Oct 7, 2008 4:53 AM
 
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
 
Oct 1, 2008 7:03 PM
 
Bayram komedisi!
Güzelim Bayram günü, sabahleyin TV programım için fotoğraf çekimleri yapıldı “Her Açıdan”ın jeneriğini de hazırlayan ünlü fotoğraf ustası, magazinci meslektaşım Ünal Atılgan’la birlikte Ortaköy’e indik... Ooh mis gibi, halk sahilde restoranlara, kafelere, banklara yayılmış, kumpircilerin, dürümcülerin başına toplanmış, bir huzur havası ki sormayın gitsin. Sanki her gün, her saat ayrı bir kıyametin koptuğu, koparıldığı Türkiye’de değil de vatandaşlarının rahatını düşünen yönetimlere sahip ülkelerden birindesin.

İçim açıldı, ruhum dinlendi, stres attım, sonra gazeteye geldim, haberlere bir göz gezdirdim ve bütün o terapi uçtu gitti.

Üç altın bilezik için cinayete yeltenen eltiler mi, evlenmelerine izin vermedi diye sevdiği kızın ağabeyini öldüren ve “kaza” diyen veya öz babasını öldüren caniler mi, Bayramın ilk günkü trafik kazası ölü bilançosu mu her türlü vahşet ve ilkellik mevcut.

Bir de üstüne Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in Başbakan’ı taklit ederek “Deniz Feneri’nden bana ne” diye gazeteci azarlamasını ekleyin, hissiyatımı anlarsınız. Eh gazetecinin de sabrının bir sınırı var yani, saygısızlık diz boyunu aştı, boyun hizasına ulaştı, yeter artık.

Öyle görünüyor ki şimdi “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” planı yürürlüğe konmuş, soru soran elbirliğiyle sorduğuna pişman ediliyor ama Bakan’ın haklı olduğu bir nokta da yok değil.

Diyor ki “Başka bir

ülkede, bir dernek yolsuzluk yapmış bana ne ya, bana ne!”

Burada haklı adamcağız, ona ne?

Deniz Feneri gibi bir derneğin yolsuzluğu bir hükümeti neden ilgilendirsin?

Kimse istemez bunu ama AKP hükümetini ilgilendiriyor işte... Üstelik yalnız dernek yolsuzluğu değil, ihale yolsuzlukları, imar planı değiştirerek yapılan yolsuzluklar, hangi taşı kaldırsan altından onlar çıkıyor.

AKP geliyor, derneklerle ilgili sözüm ona bir “teşvik yasası” çıkarıyor, yardım yapan derneklere kaynak aktaran firmaların bu kaynağın tamamını vergiden düşmesini sağlıyor. Ve bir bakıyorsunuz iktidara yakın dernekler üç yılda 300 kat büyümüş.

Şaban Dişli ile İstanbul Belediyesi’nin TESCO için imar planı değişikliğiyle büyük bir yolsuzluk yaptığı, Dişli’nin rüşvet aldığı ortaya çıkıyor.

Şaban Dişli uzun süre savunuluyor, korunuyor.

AKP Deniz Feneri’ne (her nedense) TBMM Üstün Hizmet Ödülü veriyor, bakıyorsunuz hemen arkasından Dernek üstün (!) bir hizmet vermiş ve bir ayağı Almanya’da bir ayağı Türkiye’de dünya alemin gördüğü en büyük bağış skandalını yaratmış.

DAVA NEDEN AÇILMADI?

Sonra bakıyorsunuz Almanya’da yer yerinden oynuyor, suçlular adalete teslim edilip hüküm giyiyor, hepsi suçu kabul ediyor, Alman hakim “Asıl failler Türkiye’de” diyerek isimleri, bağlantıları da açıklıyor ama Türkiye’de tık yok.

Dava bir türlü açılamıyor.

Davayı açacak olan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin tarafından davet edilerek “Deniz Feneri olayına özel ilgi gösterdiği” ona anlatılıyor... Ve yine sessizlik!

Demokrat Başbakan çıkıyor Şaban Dişli ve Deniz Feneri skandallarını gündeme taşıyan “AKP medyası dışındaki medya”ya önce şantaj, sonra ona karşı boykot çağrısı yapıyor.

Bu davayla ilgili olduğu Alman Yargısı tarafından net şekilde açıklanan isimlerin evi aranmıyor, günlerce aynı kıyafetle ve tıraş bile olamadan perişan vaziyette medya karşısına çıkmıyorlar, istifa etmiyorlar, kasalarına, paralarına hiç dokunulmuyor.

BAĞIMSIZ (PÜFFT) YARGI!

Neden? Çünkü yargı TARAFSIZZZ!!!

Suçu bilinmeyen çok sayıda insan “Ergenekoncusun” iddiası atılarak içerde, bilinenler dışarda...

“Bana ne ya” diye gazeteci azarlayan Adalet Bakanı müsteşarı ile birlikte Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun başında oturmakta inat ettikçe, Başsavcılar başta olmak üzere hakim ve savcılar hükümet baskısını ensesinde hissettikçe ve Adalet Bakanı’ndan habersiz kılını kıpırdatamadıkça, bağımsız davranmaya kalkan savcıların üstüne hemen Adalet Bakanlığı müfettişleri gönderilip soruşturma açıldıkça ve bazıları ücra köşelere, pasif görevlere sürüldükçe daha ne Şaban Dişli’ler, ne Deniz Fener’leri türer bu ülkede...

Mehmet Ali Şahin’in “Bana ne”si de bir Bayram komedisi olarak kalır
 
Sep 30, 2008 9:27 AM
 


SEVDİKLERİNLE BERABER DAHA NİCE GÜZEL BAYRAMLAR GEÇİRMEN DİLEĞİYLE İYİ BAYRAMLAR
 
Sep 25, 2008 5:14 PM
 
Türk dünyasında bir gün, Al bayrak bekliyorum
Yakında birleşecek, Türkleri biliyorum
Toprağa, Al bayrağa, kan, canlar veriyorum,
Ay Yıldız gibi kutsal, başka bir bayrak olmaz
Türkiye gibi vatan, başka bir toprak olmaz
 
Sep 24, 2008 2:21 PM
 
Come, Come again ! Whatever you are... Whether you are infidel, idolater or fireworshipper. Whether you have broken your vows of repentance a hundred times This is not the gate of despair, This is the gate of hope. Come, come again... Mevlana Jelaluddin RUMI
 
Sep 19, 2008 4:07 AM
 
GAZİLERİMİZ




Bugün 19 Eylül ve bugünün bizler içinönemli iki nedeni var.Birincisi, Mustafa Kemal'e Gazilik Unvanı 19 Eylül 1921 tarihinde verilmiş olması, ikincisi ise; bugünün Gaziler Günü olarak kutlanmasıdır. Gazilerimiz tarih kitaplarında rastlayamayacağımız türden bilgilerle donanımlı yaşayan tarihlerimizdir. Onlar vatan uğrunda gözlerini kırpmadan ölüme koşan canlarımızdır. Bugün eğer ki evlerimizde huzur içerisinde oturabiliyorsak bunu vatan uğruna can veren şehitlerimize ve gazilerimize borçluyuz.
Şehitlerimizi verdik kara toprağın bağrına. Yaptık son görevimizi onlara karşı. Ama ya gazilerimiz?... Ki onlar yaşıyorlar. Onar ilerde yatişen esile bugünün tarihini anlatacaklar. Onlara ne kadar sahip çıkıyor, ziyaret ediyoruz? Yada onlara sahip çıkmayı sadece TSK'nın görevi olarak mı görüyoruz? Öyleyse şayet yazık bizlere. Vatan uğruna savaşıp Gazi ünanı almış yiğitlerimize sahip çıkalım. Onlara hakettikleri saygı ve sevgiyi gösterelim. Zira Onlar bizim en kıymetlilerimizdir. Bugün Gazi Günü. Tüm Gazilerimizin bugününü kutluyor, önlerinde saygıyla eğiliyorum. Ve eğer kabul ederlerse şehitlerimize ve gazilerimize armağan etmek istiyorum bu şiirimi.

MEHMEDİM,

ŞEHİDİM,

GAZİM...

Ellerinde tüfeğin,

Gözlerinde umut var senin

Omuzundaki, yüreğindeki,

Kolundaki, bacağındaki ağrı

Bir güzel ülkedir, ülkendir biliyorum.

Onu alnında yeşeren bir gül gibi taşır,

Sever, uğrunda ölümleri göze alırsın.

Ya bir dağdır göğsündeki toprak.

Yada bir ırmak,

Akıp ülkemin her karışına seni yayan.

Duramaz, duramazsın öyle,

Birileri tehdit ederken vatanını.

Sualtı taşı değilsin ki,

Dingin durasın.

Zaten bir başkasın sen.

Topraktan göğe erişen bir ağaç gibi,

Meyveleriyle ülke çizensin.

Akarken şahdamarından kanın,

Kan rengi toprağa oluk, oluk

Göğerir görüyorum kalbinden,

Binyıllardır ağan ülkemi.

Anaç toğrağadır dostluğun,

Yüklü bulutlara öfken.

Vurulup sırtından düşerken yere

Yada

Hain bir mayınla savrulurken bedenin,

Bin kez kabarır toprak,

Bin kez coşar ırmak

Ve uyanır gökler.

Ülken gurur duyuror seninle

Ve milyonlar selam durur ardından

Mehmedim, Şehidim, Gazim...



ARZU KÖK
 
Sep 17, 2008 5:54 AM
 
'Yıkın Heykellerimi'




* * *




"Ey milletim,
Ben, Mustafa Kemal'im...
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hâlâ en hakiki mürşit, değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim.
Özür dilerim...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...




*




Özgürlük hâlâ,
En yüce değer
Değilse eğer...
Prangalı kalsın diyorsanız, köleler...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...




*




Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...




*




Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın.
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.

Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...




*




Özlediyseniz fesi, peçeyi.
Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
Hâlâ medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten.
Şifa buluyorsanız,
Muskadan, üfürükçüden...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...




*




Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek...

Kara çarşafa girsin diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek...
Diyorsanız ki, okumasın Kadınımız, kızımız;

Budur bizim alın yazımız...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...




*




Fazla geldiyse size,
Hürriyet, Cumhuriyet...
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın...
Hâlâ önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın...
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, Şeyhülislamın...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ..."

S. Apaydın



ATATÜRK'Ü YİTİRMEDİK

Yıllar
Üst üste katlandıkça
Acımasız uzadıkça
Çelik mavisi gözlerinde
Her geçen gün
Işığını çoğalttıkça
Güzel vatanımızı
Kurtardığın anıldıkça
Seni yitirmedik ki
Dün olduğu gibi
Bugün de aramızdasın her an
Buna inan Ata'm
Yüzyıllar da geçse aradan
Sen her zaman anılan
Kutsal bir kahramansın.

Süleyman APAYDIN
 
Sep 10, 2008 5:41 PM
 
Alman Federal Meclis Sol Parti milletvekili Hakkı Keskin, Deniz Feneri davasına mafya benzetmesinde bulundu.

İŞTE İDDİANAMENİN TAM METNİ

Keskin, "Mafya metotlarıyla çalışan kuruluşlarda anlaşmalı bir yöntemle suç baz kişiler tarafından üstlenilerek ortaya çıkmasından kuşku duyulan bazı gerçekler ve sorumluları saklanmaya çalışılır. Acaba böyle bir durum bu davada da söz konusu olabilir mi? Bunun mahkeme tarafından iyice irdelenmesi gerekir" dedi.

Keskin, Deniz Feneri davası sanıklarının, ifadelerinde bir çok şeyi itiraf etmelerine rağmen perde arkasında ortaya çıkmamış bazı gerçeklerin saklandığı yönünde kuşku bulunduğunu kaydetti. Keskin, "Almanyalı Türklerden toplanan zekat, kurban ve muhtaca yardım amaçlı 41 milyon Euro’nun çok büyük bir kısmı, ’Deniz Feneri’ yetkililerinin kendi şirketlerine ve cebine aktarılmıştır. Bunu Deniz Feneri tutukluları mahkemede kabul ediyor ve açıklıyorlar" diye konuştu. Yeşil sermaye olarak adlandırılan holdinglerin, din sömürüsü yaparak, Avrupa’da yaşayan Türklerden 30-35 milyar Euro para topladığını hatırlatan Keskin, şunları söyledi: "Türkiye’deki yargı kurumlarını ve hükümeti, ’Deniz Feneri’ ve ’Yeşil Sermaye’ yoluyla insanlarımızın paralarını gasp edenlerin üzerine kararlılıkla gitmeye çağırıyorum."
 
Aug 31, 2008 4:52 AM
 
kardeşim msn adreslerini silersen sevinirim
 
Aug 27, 2008 1:36 AM
 

 
 
Aug 21, 2008 1:30 AM
 
"Bütün insanlar, bir toplumsal vücudun organlarıdır ve bu sebeple birbirine bağlıdır. M.K ATATÜRK
 
Aug 21, 2008 1:15 AM
 
MUT'A NİKAHI
( GEÇİCİ, SÜRELİ EVLİLİK )


İslamiyet'in ilk yıllarından kalan ve Şia'nın birçok mezhebinde ve Rafizilik'te halen uygulanan bir nikah şekli. Bazı kaynaklarda Acem nikahı ya da muvakkat nikah (geçici nikah) denir. Erkek, rızası olan bir kadınla belirli bir ücret karşılığında anlaşarak, belirli bir süreliğine evlenir. Muta nikahı, sünnilikte ve Anadolu Aleviliğinde uygulanmaz.


Tarihçe
İslam'ın ilk yıllarında, özellikle harp zamanlarında, uzun zaman kadınlardan uzak kalan as­kerler için muta nikahına izin verilmiştir. Sünni inanışına göre, Hayber Savaşı'na kadar mübah olan bu nikah Hazreti Muhammed (SAV) tarafından haram kılınmıştır.

Anlaşma şartları
Muta nikahında erkek ve kadın belirli bir süre ve ücret karşılığında anlaşırlar. Bu evliliğin süresi en az bir cinsel birleşme kadar, en çok 99 sene olabilir.

Kıyılışı
Erkek, rızası olan kadına, "Beni (…) (aylık) bir zaman için mutalandır" veya " (…) kadar para karşılığında seninle mutalandım" der. Muta nikahı ile evlenen kadın, nikahın süresi ne kadar olursa olsun mirastan hak iddia edemez.

Muta nikahı kıyan erkek, sonradan normal nikahın şartlarını yerine getirip bu kadını sürekli eş olarak olarak alabilir.

Sünnilik'te muta nikahına bakış
Sünni inanışına göre peygamber bu nikahı kesin olarak bunu yasaklamıştır ve Ashab'dan, tabiinden ve müçtehitlerden, bu tür nikahı kabul eden kimse yoktur.

Bir rivayete göre Ali bin Ebu Talib, İbn-i Abbas'a şöyle demiştir: "Resullullah muta nikahından ve ehil eşeklerin etlerini yemekten Hayber'in fetih günü bizleri men et­ti."

Sünni inanışına göre Muhammed, Evtas yılında (Mekke'nin fethi) muta nikahına üç defa ruhsat vermiş, sonra yasaklamıştı. Rivayete göre İslam peygamberi şöyle demiştir: "Ey insanlar, ben muta ni­kahı ile kadınlardan faydalanmanız için izin vermiştim. Şüphe yok ki Allah, kıya­mete kadar bunu muhakkak haram kılmıştır. Kimin yanında bunlardan bir kadın varsa hemen onu serbest bıraksın, onlara verdiği şeylerden hiçbir şeyi geri almasın."

Peygamber döneminde "faydalanmak" sözcüğünün evlenmek anlamında kullanıldığı belirtilir. Kuran'da da "faydalanmak" olarak geçen kelime bir çok İslam alimi tarafından evlenmek olarak izah edilmiştir.

Şiilik'te ve Alevilik'te muta nikahı
Şiiler ve Rafiziler muta nikahını uygularlar. Anadolu Aleviliğinde ve Şia'nın önemli kollarından biri olan Zeydiye mezhebinde muta nikahının batıl olduğuna inanılır.

Şiiler muta nikahı konusunda Nisa suresinin 24.ayetini delil olarak sunarlar. Bu ayet şöyledir: "(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah'ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helal kılındı. faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir



Select Language